• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Site Haritası
Takvim

Anasayfa

Eskiden dünya şiirini –daha- yakından izlerdik. Gözlemlerime göre en azından 80’li yılların sonuna kadar bu böyleydi. Sonra giderek kendi iç dünyalarımıza çekildik ve günümüz dünya şiirine uzaktan bakar olduk. Artık eskiden olduğu gibi “çağdaş dünya şiiri” antolojileri yayımlanmıyor. Günümüz dünya şiirinin önde gelen şairlerinin şiir kitaplarını bilinçli bir yayın politikasıyla seçip yayımlayacak yayınevi – neredeyse – kalmadı. Dergilerde çeşitli ülkeler odağında günümüz dünya şiiri örneklerine yer veriliyor elbette, ama birkaç şiir çevirisi, şiir üzerine birkaç yazı ile günümüz dünya şiirindeki yönelimler, akımlar, tartışmalar anlaşılabilir mi? Ülkemizdeki şairlerin ve şiir okurlarının büyük bölümünün “günümüz dünya şiirini anlama” yönünde bir isteği ya da eğilimi olduğunu sanmıyorum. Günümüz dünya edebiyatında örneğin roman ve öykü alanındaki gelişmeler yakından izlenip, neredeyse anında Türkçe’ye çevrilirken, aynı ilgi ve yayıncılık çabası şiir alanında ne yazık ki sergilenmiyor ya da sergilenemiyor.
21.02.2021
Çocukluğumun saf ve düşünceli günlerine rastlar 1979 yılı. O günlerde Kayseri’de ortaokul öğrencisiydim. Caddelerde, sokaklarda iç savaş görüntüleri vardı; korkuyordum. Gazetelerden okuduğum, ajans haberlerinden duyduğum, öğretmenlerimden öğrenebildiğim kadarıyla zor günlerden geçiyorduk; umutsuzluk içerisindeydik. Daha geçen yıl, 1978’in sonunda Maraş’ta katliam olmuştu. Günlerce haber alınamadı Maraş’tan. Gazeteler, ajanslar çaresizdi; ne olup bittiği ile ilgili sağlıklı haber almak neredeyse imkânsızdı. Çocuk yüreğimle endişeyle izliyordum olup bitenleri. Bir önceki yıl gibi 1979 da iyi başlamamıştı; hem de hiç iyi başlamamıştı. 1 Şubat 1979’da Milliyet gazetesinin genel yayın yönetmeni gazeteci Abdi İpekçi evinin yanı başında öldürülmüştü. Çocukluğumun bu derin acısına ilerleyen yıllarda yeni acılar eklendi. Akıp geçen şu zamanda ne çok şairimizi, yazarımızı, aydınımızı, gazetecimizi göz göre göre yitirdik; onulmaz bir umarsızlıkla, anıları önünde saygıyla eğildik…
01.02.2021
1990’lar belki de ülkemizin en uzun, en karanlık on yılıydı. Savrulmalarla, acılarla, kayıplarla geçti koskoca on yıl. O yılların en uzun, en karanlık yılı ise hiç kuşkusuz 1993’tü. Acımızla sarmaş dolaş olduğumuz o en uzun, o en karanlık yıla öyle çok acı, keder, kayıp sığdırdık ki burada anlatması uzun sürer... Acısı hiç eksilmeyen, içimizde derin bir boşluk gibi büyüdükçe büyüyen bir büyük katliam yaşadık o yıl. Yılın henüz başında soğuk bir kış günü Ankara’da Karlı Sokak’ta bombalı bir saldırı sonucu Uğur Mumcu’yu yitirmiştik. Temmuz sıcağında ise tarihe “Sivas katliamı” olarak geçecek bir büyük acıyı yaşadık. Öyle ki dönemin bir yüksek yargı görevlisi durumun ağırlığını şu sözlerle kayıtlara geçirmiştir: "Türk Ulusu tarihte geçirdiği en zor dönemlerde bile böyle vahim bir olay görmemiştir." (Aktaran Fatih Atila, “Ölü Canlar” adlı romanından)
30.01.2021
"Orhan Kural’a Armağan Kitap, kendisine bir armağan olmanın yanı sıra deneyimli bir gezgin ve gezi yazarı olarak bizlere örnek olmuş bir insanın adını kütüphanelerimizde yaşatacak bir eser olacaktı." Timur Özkan
17.01.2021
Öyküyü bilirsiniz: Pandora, Zeus’un kendine verdiği gizemli kutuyu dayanamayıp bir gün açar ve kutunun içinde insanın aklına gelebilecek ne kadar kasvetli, üzüntü verici, keder, hastalık, yalan, ıstırap dolu şey varsa ortaya saçılır. Pandora o anda hatasını anlar ve kutuyu kapatır. Kutuyu kapattığında, kutunun içinde bir tek “ümit” kalır. “Pandora’nın kutusu”nu yeniden açıp içindeki “ümit”i okura göstermek bence yazarın hem borcu hem de görevidir. “Ümit”e dair onca güzel şiir bunun için yazılmadıysa ne için yazılmıştır? Yazdıklarımın ilgi ve beğeniyle okunması dileğiyle…
25.01.2016
"Salgın günlerinde ortaya atılan yapay gündemlerin, iç siyasal çekişmelerin, yaşadığımız derin çelişkilerin; yoksulluğu, işsizliği, emeğin değersizleştirilmesini, çaresizliği, sefaleti bir şal gibi örtmekten, “cambaza bak” demekten başka bir anlamı yoktur." 'Cambaza bak'mamalı (Cumhuriyet; 16 Mayıs 2020; Olaylar ve Görüşler)
17.05.2020
Fatih Atila'nın romanları üzerine bir perspektif denemesi..."AlaturkaRapsodi", "Ölü Canlar", "Dargeçit"... Bir de yeni basımını özlemle beklediğim "Akdeniz'in Kıyısında" var...
02.01.2021
Yıllar sonra ilkbaharda bir pazar günü işyerinden arkadaşlarla Eymir’de buluştuk. “Arkadaşlar” dediğim, işyerinden edebiyata meraklı mütevazı bir okuma grubu. Bağevi’nde göle nâzır kameriyeli tahta masaların birinde yer ayırmıştık önceden. Çoluk, çocuk, eş dost, arkadaş neşe içerisinde göl kıyısında çay kahve, pasta börek eşliğinde sözü söze eklemenin mutluluğundaydık hepimiz. Bilge Hanım bize dünyanın en tutkulu serüvencilerinden Jack London’ın Martin Eden’ını anlatıyordu sayfalar boyunca... Romanımızın kahramanı Martin Eden da tıpkı Jack London gibi bir serüvenci… Bir yandan tutkulu bir âşık, öte yandan basamakları kendi başına çıkmaya kararlı bir birey… Romanın sonu “kurtuluş yok tek başına/ya hep beraber, ya hiç birimiz!”e çıkıyor her zamanki gibi… Eymir’in kenarında o an her birimiz Martin Eden’ın tarafında, onun yanındayız elbette… Gönlümüz onun yenilmesine el vermiyor…
13.01.2021

Bir zamanların Ankara'sı...


***
 Bir dönem romanı:




Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam19
Toplam Ziyaret36386
Saat