• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Anasayfa

Paulo Leminski, 24 Ağustos 1944’te Brezilya’nın Curitiba kentinde doğdu ve karaciğer rahatsızlığından dolayı 7 Haziran 1989’da doğduğu kentte hayata gözlerini kapadı. Hep “hayatın kıyısı”nda yaşadı. Bir tarafı Polonyalı, bir tarafı Afrikalıydı. Bundan hep gurur duydu. Herhangi bir üniversiteden mezun olmadı ama çeviri yapabilecek düzeyde İngilizce, Fransızca ve Japonca biliyordu. “Üç Dil” adlı yazısında bir yerde “Portekizce yazmak suskun kalmakla aynı şeydir” diye yazdı. James Joyce, Samuel Beckett, John Lennon, Yukie Mishima, Alfred Jarry, John Fante gibi şair ve yazarlardan çeviriler yaptı. Hayatını kimi zaman öğretmenlik yaparak, judo dersleri vererek; kimi zaman çevirmenlik yaparak; gazetelere, dergilere yazılar yazarak; kimi zaman da reklamcılık yaparak kazandı.
30.07.2021
Öyküyü bilirsiniz: Pandora, Zeus’un kendine verdiği gizemli kutuyu dayanamayıp bir gün açar ve kutunun içinde insanın aklına gelebilecek ne kadar kasvetli, üzüntü verici, keder, hastalık, yalan, ıstırap dolu şey varsa ortaya saçılır. Pandora o anda hatasını anlar ve kutuyu kapatır. Kutuyu kapattığında, kutunun içinde bir tek “ümit” kalır. “Pandora’nın kutusu”nu yeniden açıp içindeki “ümit”i okura göstermek bence yazarın hem borcu hem de görevidir. “Ümit”e dair onca güzel şiir bunun için yazılmadıysa ne için yazılmıştır? Yazdıklarımın ilgi ve beğeniyle okunması dileğiyle…
25.01.2016
"Salgın günlerinde ortaya atılan yapay gündemlerin, iç siyasal çekişmelerin, yaşadığımız derin çelişkilerin; yoksulluğu, işsizliği, emeğin değersizleştirilmesini, çaresizliği, sefaleti bir şal gibi örtmekten, “cambaza bak” demekten başka bir anlamı yoktur." 'Cambaza bak'mamalı (Cumhuriyet; 16 Mayıs 2020; Olaylar ve Görüşler)
17.05.2020
"Orhan Kural’a Armağan Kitap, kendisine bir armağan olmanın yanı sıra deneyimli bir gezgin ve gezi yazarı olarak bizlere örnek olmuş bir insanın adını kütüphanelerimizde yaşatacak bir eser olacaktı." Timur Özkan
17.01.2021
"Bir hayalde Gezinirken" Evvel zaman içindeymiş, kalbur saman içindeymiş… Az gitmişiz uz gitmişiz, dere tepe düz gitmişiz… Altı ay bir güz gitmişiz… Elimizde demir asa, ayağımızda demir çarık, bir arpa boyu yol gitmişiz… Masallar böyle söyler; söze hayal karışır, çoğu zaman tatlı düşler… Bir gemi yaptırdım ayrık kökünden; direkleri gümüşten, yelkenleri atlastan, halatları ibrişimden… Yahya Kemal’den hatıra; demir almak günü geldi de zamandan, meçhule kalktı gemim bu limandan… Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce yol alırken, ne bir mendil vardı kalkışta sallanan, ne bir kol…
19.03.2021
... KARŞIDAN ERCİYES GÖRÜLÜR Yemekli Misafirlik ve Kayseri Mantısı Kayseri’de şöyle bir âdet vardır: Aileler, “göresim geldi” dedikleri akrabalarını, yakın dostlarını ziyarete gitmeden önce evin küçük oğluyla ya da kızıyla haber gönderirler. Çocuklar, ziyaret edilecek evin kapısını çalıp “bir maniniz yoksa annemler, babamlar yemekli olarak şu gün, şu saat size gelecekler” der ve giderler. Haberi alan ev sahibi o gün için çok önemli bir mazereti olmadıkça aynı şekilde haber gönderip “buyurun gelin” karşılığını verir. Mazereti varsa mazeretini bildirip muhakkak bir başka güne randevu verir. O gün ve saat geldiğinde iki aile bir araya gelip hem sohbet ederler hem akşam yemeği yerler. Ziyarete gidecek olan aile yemekli geleceklerini haber verdiği için ana yemeği önceden evinde hazırlar, bakır tencerelerle yanında getirir. Misafir kabul eden aile de gelen ailenin yemekli geleceğini bildiğinden ana yemek hazırlamaz, çorba, salata, tatlı, meşrubat gibi ana yemeğin yanında yenecekleri hazırlar...
19.03.2021
Eskiden dünya şiirini –daha- yakından izlerdik. Gözlemlerime göre en azından 80’li yılların sonuna kadar bu böyleydi. Sonra giderek kendi iç dünyalarımıza çekildik ve günümüz dünya şiirine uzaktan bakar olduk. Artık eskiden olduğu gibi “çağdaş dünya şiiri” antolojileri yayımlanmıyor. Günümüz dünya şiirinin önde gelen şairlerinin şiir kitaplarını bilinçli bir yayın politikasıyla seçip yayımlayacak yayınevi – neredeyse – kalmadı. Dergilerde çeşitli ülkeler odağında günümüz dünya şiiri örneklerine yer veriliyor elbette, ama birkaç şiir çevirisi, şiir üzerine birkaç yazı ile günümüz dünya şiirindeki yönelimler, akımlar, tartışmalar anlaşılabilir mi? Ülkemizdeki şairlerin ve şiir okurlarının büyük bölümünün “günümüz dünya şiirini anlama” yönünde bir isteği ya da eğilimi olduğunu sanmıyorum. Günümüz dünya edebiyatında örneğin roman ve öykü alanındaki gelişmeler yakından izlenip, neredeyse anında Türkçe’ye çevrilirken, aynı ilgi ve yayıncılık çabası şiir alanında ne yazık ki sergilenmiyor ya da sergilenemiyor.
21.02.2021
Çocukluğumun saf ve düşünceli günlerine rastlar 1979 yılı. O günlerde Kayseri’de ortaokul öğrencisiydim. Caddelerde, sokaklarda iç savaş görüntüleri vardı; korkuyordum. Gazetelerden okuduğum, ajans haberlerinden duyduğum, öğretmenlerimden öğrenebildiğim kadarıyla zor günlerden geçiyorduk; umutsuzluk içerisindeydik. Daha geçen yıl, 1978’in sonunda Maraş’ta katliam olmuştu. Günlerce haber alınamadı Maraş’tan. Gazeteler, ajanslar çaresizdi; ne olup bittiği ile ilgili sağlıklı haber almak neredeyse imkânsızdı. Çocuk yüreğimle endişeyle izliyordum olup bitenleri. Bir önceki yıl gibi 1979 da iyi başlamamıştı; hem de hiç iyi başlamamıştı. 1 Şubat 1979’da Milliyet gazetesinin genel yayın yönetmeni gazeteci Abdi İpekçi evinin yanı başında öldürülmüştü. Çocukluğumun bu derin acısına ilerleyen yıllarda yeni acılar eklendi. Akıp geçen şu zamanda ne çok şairimizi, yazarımızı, aydınımızı, gazetecimizi göz göre göre yitirdik; onulmaz bir umarsızlıkla, anıları önünde saygıyla eğildik…
01.02.2021
1990’lar belki de ülkemizin en uzun, en karanlık on yılıydı. Savrulmalarla, acılarla, kayıplarla geçti koskoca on yıl. O yılların en uzun, en karanlık yılı ise hiç kuşkusuz 1993’tü. Acımızla sarmaş dolaş olduğumuz o en uzun, o en karanlık yıla öyle çok acı, keder, kayıp sığdırdık ki burada anlatması uzun sürer... Acısı hiç eksilmeyen, içimizde derin bir boşluk gibi büyüdükçe büyüyen bir büyük katliam yaşadık o yıl. Yılın henüz başında soğuk bir kış günü Ankara’da Karlı Sokak’ta bombalı bir saldırı sonucu Uğur Mumcu’yu yitirmiştik. Temmuz sıcağında ise tarihe “Sivas katliamı” olarak geçecek bir büyük acıyı yaşadık. Öyle ki dönemin bir yüksek yargı görevlisi durumun ağırlığını şu sözlerle kayıtlara geçirmiştir: "Türk Ulusu tarihte geçirdiği en zor dönemlerde bile böyle vahim bir olay görmemiştir." (Aktaran Fatih Atila, “Ölü Canlar” adlı romanından)
30.01.2021
Fatih Atila'nın romanları üzerine bir perspektif denemesi..."AlaturkaRapsodi", "Ölü Canlar", "Dargeçit"... Bir de yeni basımını özlemle beklediğim "Akdeniz'in Kıyısında" var...
02.01.2021
 1 

Bir zamanların Ankara'sı...


***
 Bir dönem romanı:

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam22
Toplam Ziyaret42286
Saat