• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Site Haritası
Takvim

Melih Cevdet Anday'dan Seçme Şiirler

Melih Cevdet Anday'ın Şiirlerinden Bir Seçki:

 

Eğer yaşamınızda kültüre, sanata, edebiyata, felsefeye açılan bir pencereniz olmuşsa Melih Cevdet Anday belki de o pencerenin pervazı, pervazın önündeki begonyalardı...Artık Melih Cevdet Anday yok...Bizi biz yapan incelikleri, duyarlıkları anlamamızı sağlayan hayat damarlarımızdan birisi koptu sanki...Melih Cevdet Anday'ı anlamak demek benim için çok önceleri, daha ilkokul sıralarındayken öğrendiğim Atatürk'ün "sanatsız kalan bir toplumun hayat damarlarından birisi kopmuş demektir." sözünü anlamak demekm

 

 Melih Cevdet Anday'dan Seçme Şiirler

 

Teknenin Ölümü

 

 

Kara yakındı önce, hem çok yakın,

Elimi uzatsam tutardı.

Yıldızsız teknemdi inip çıkan gece,

Kurumuş gece, kum, kömür, arduvaz...

Ka

ra yakındı önce, hem çok yakın,

Denizleyin inip çıkan önümde

Bir tanrının atardamarı.

 

Açtım, yorgundum ama uykum yoktu.

Günlerce yekesiz yelkensiz

Ne de çok kuş takılmıştı ardımıza,

Ne çok harman gördüm köpükten beyaz...

Açtım, yorgundum ama uykum

yoktu.

Güneşler hala sağımda solumda,

Sürer gibiydi açık deniz.

 

Deniz en ince hayvanı belleğin

Nerden kalktım, o rıhtım, o çan...

Bilmiyorum o gök kıyı nereye gitti!

Bir masal şebboyu çarmıhtaki yaz.

Deniz en ince hayvanı belleğin

bir kuşluk vakti tanrının sevdiği

Görünür zaman yaratan.

 

Canlı mıydım? O uğursuz kıyıda

Öldüğüm gün de bilemedim.

Hep o sallantı, o devinim, o avcıl

Bayrak, bir aş tenceresi, bir az

Küfür, karı kız öyküleri, sonra

Dipteki ölülerin fısıl fısıl

Konuşmalarını dinled

im.

 

Doğdum mu? Nasıl? Belki bir tezlik

Yeli kımıldadı, kan gibi.

Ağaç ve kızak, demir, yağ, halat, katran,

Boya kutuları, sünger, tel ve gaz...

Derken gün kokulu yüreğimdi ilk

Yapının boş gömütünde dikili

Sabırsız kaburgama çarpan.

 

Ruh, şarabı gö

rdü üzümden önce

Süt, kan olmak için devinir

Tohum bildi herkesten önce ekmeği

Gün, denizi salıvermeden batmaz.

Ruh, şarabı gördü üzümden önce

Ağaç ne diye kalktı çiçeklendi,

Denize inmesi nedendir?

 

Ah yalnızlığın gömük kapıları,

Aysız ayışığı gib

iydim,

Geceleyin gece, gündüzleyin gün

Gibi suyun altınavuran yalaz.

Ah yalnızlığın gömük kapıları

Bir yağmuru dinlercesine bütün

Anları iç içe bilirim.

 

Bir tekne her zaman düşüncelidir.

Bizimle demirledi gece.

Karaya çıktı tayfalarım uykulu.

Pru

vamda çok acayip bir yıldız

Konmak istercesine gider gelir,

Suları budanmış bir yolculuğu

Sürdürmek isterdi kendince.

 

Kara yakındı önce, ödağacı

Kokusu sarmıştı geceyi.

Ve bir kuş bağırdı çağırdı tepemde,

Fosforlu sesi kabarık ve ıssız.

Lale rengi

ndeydi şimşeğin dalı,

Ve güneydoğunun yangını pembe

Nakışlı bir çanak gibiydi.

 

Unutmak istemiyorum bunları,

Göğün damarlarını gördüm,

Fırtına kırının yaban keçisini,

Koşar küpeşteme saçsız sakalsız...

Ağaç gibi yırtılan karanlığı,

Koca kulaklı lod

osu, o fili,

Ah yay biçimdeydi ölüm.

 

Yalnızlıktır denizin tek yasası,

Aşkın altın yasasıdır o.

Bir gün kum uyanır, ay gıcırdarsa

Çalınırsa bir gün gömük kapımız

Kalamazsın sabaha inen suda,

Kalk kürek, yola düşmenin sırası

Aşkın altın yasasıdır o.

 

Kükürt rengindeki ağzı gecenin

Üfürdü huysuz karanlıkta

Sintineme düşçül bir ateşböceği

Kömürdüm, tahtaydım, kurumuş anız,

O böcek oldu yangımı teknemin,

anladım kuşun, yıldızın gizini,

Başladım usuldan yanmaya.

 

Söndüremezdi kimse bu ateşi,

Kıyıdan kesilmiş sularda,

Kara hem yakındı şimdi, hem çok uzak

Bir yanyanaydım onunla, bir yalnız.

Devirdim bütün yüklediklerimi

Ve demiri uykuda bırakarak

Bindirdim eskil kayalara.

 

Parçalanıyordum kimse bilmeden,

Ateştim cevizin içinde,

Ve bir gece içinde bilmeden öldüm.

Ey gece, nereden yol bulacağız,

ey yaralı göğsüme düşen yelken,

Ya sen kürek, solmuş rüzgar gülüm,

Ya sen ne diyeceksin, söyle!

 

Deniz durdu, mumyası yıldızların

Erir gün görmüş kayalıkta,

Ve yürüdü sabah, denizin ineği.

Ölünce ne yapsak sabah oluruz...

Ah kara yakındı ve darmadağın

Kuşları durmuş zaman kadar eski,

Taşları hüzün olan kara.

 

Kopmuş uykunun iskeletiyim ben,

Artık yelin göğsü olamam.

Gördün mü ölümün gözündeki mor rengi,

Söyle, ölüp dirilen Tanrı, Temmuz,

Ay yapraklarının indiği bu dam,

Eski düşleri taşır mı yeniden,

Koca karınlı kuşlar gibi.

 

Bir yanda parçalanmış teknem durur,

Sert tütünüyle gün bir yanda.

Kara yakındı önce, hem çok yakındı,

Elimi uzatsam tutardı ama

Yalnızlıktır denizin tek yasası,

Bütün ölüler unutulur,

Yaşayanlar kalır tek başlarına.

 

Akşamleyin kaptan, birkaç gemici

Gelip dizildiler kıyıya.

Tutunacak bir tekne arar gibiydi

Ayağı kayan meltem ve cigara

İçerek konuştular gizli gizli,

Bense dalgın bakıyordum, boşuna

Kopar

ılmış süsendim sanki.

 

Çalıştılar bir hafta, Ağustosun

Altısında bütün iş bitti.

Kesik baş çapa, iplerim, küreklerim

Kumsalda şaşkın bir yığındır şimdi.

Tüter el ayak, tüter ıslak odun,

Denizin uzaklardan getirdiği

Yabancı, anlamsız bir şeyim.

 

Melih Cevdet Anday

*****************************

Anı

Bir çift güvercin havalansa

Yanık yanık koksa karanfil

Değil bu anılacak şey değil

Apansız geliyor aklıma

 

Nerdeyse gün doğacaktı

Herkes gibi kalkacaktınız

Belki daha uykunuz da vardı

Geceniz ge

liyor aklıma

 

Sevdiğim çiçek adları gibi

Sevdiğim sokak adları gibi

Butun sevdiklerimin adları gibi

Adiniz geliyor aklıma

 

Rahat döşeklerin utanması bundan

Öpüşürken o dalgınlık bundan

Tel orgunun deliğinde buluşan

Parmaklarınız geliyor aklıma

 

Ni

ce aşklar arkadaşlıklar gördüm

Kahramanlıklar okudum tarihte

Cağımıza yakışan vakur, sade

Davranışınız geliyor aklıma

 

Bir çift güvercin havalansa

Yanık yanık koksa karanfil

Değil, unutulur şey değil

Çaresiz geliyor aklıma

 

Melih Cevdet Anday

********************************

Fotoğraf

Dört kişi bir parkta çektirmişiz

Ben, Oktay, Orhan bir de Şinasi

Anlaşılan sonbahar

Kimimiz paltolu, kimimiz ceketli

Yapraksız arkamızdaki ağaçlar

Henüz babası ölmemiş Oktay'ın,

Ben bıyıksızım,

Orhan Süleyman E

fendiyi tanımamış.

 

Lakin ben hiç böyle mahzun olmadım;

Ölümü hatırlatan ne var bu resimde

Halbuki hayattayız hepimiz.

 

Melih Cevdet Anday

************************************

Rahatı Kaçan Ağaç

Tanıdığım bir ağaç var

Etlik bağlarına yakın

Saadetin

adini bile duymamış

Allah’ın isine bakin

 

Geceyi gündüzü biliyor

Dört mevsimi, rüzgarı, karı

Ay ışığına bayılıyor

Ama kötülemiyor karanlığı

 

Ona bir kitap vereceğim

Rahatını kaçırmak için

Bir öğrene görsün askı

Ağacı o vakit seyredin.

 

Melih Cevdet Anday

************************************

Telgrafhane

Uyuyamayacaksın

Memleketinin hali

Seni seslerle uyandıracak

Oturup yazacaksın

Çünkü sen artık o eski sen değilsin

Sen simdi issiz bir telgrafhane gibisin,

Durmadan sesler alacak

Sesler vereceksin

Uyuyamayacaksın

Düzelmeden memleketinin hali

Düzelmeden dünyanın hali

Gözüne uyku girmez ki

Uyumayacaksın

Bir sis cani gibi gecenin içinde

Ta gün ışıyıncaya kadar

Vakur metin sade

Çalacaksın.

 

Melih Cevdet Anday

***********************************

Annabel Lee

Senelerce, senelerce evveldi

Bir deniz ülkesinde

Yaşayan bir kız vardı bileceksiniz

ismi Annabel Lee

Hiç birşey düşünmezdi sevilmekten

Sevmekten başka beni

 

O çocuk ben çocuk, memleketimiz

Odeniz ülkesiydi

Sevdalı değil kara sevdalıydık

Ben ve Annabel Lee

Göklerde uçan melekler bile

Kıskanırlardı bizi

 

Bir gün işte bu yüzden göze geldi

O deniz ülkesinde,

 

Üşüdü rüzgarından bir bulutun

Güzelim Annabell Lee

Götürdüler el üstünde

Koyup gittiler beni,

Mezarı oradadır şi

mdi,

O deniz ülkesinde.

 

Biz daha bahtiyardık meleklerden

Onlar kıskandı bizi

 

Evet bu yüzden şahidimdir herkez ve o deniz ülkesi

Bir gece bulutunun rüzgarından

Üşüdü gitti Annabel Lee

Sevdadan yana, kim olursa olsun

Yaşça başça ileri

Geçemezlerdi bizi

 

Ne yedi kat göklerdeki melekler,

Ne deniz dibi cinleri

Hiç biri ayıramaz beni senden

Güzelim Annabel Lee

Ay gelip ışır hayalin erişir

Güzelim Annabel Lee

 

Bu yıldızlar gözlerin gibi parlar

Güzelim Annabel Lee

Orada gecelerim, uzanır bekleri

m

Sevgilim, sevgilim, hayatım, gelinim

O azgın sahildeki,

Yattığın yerde seni.

Edgar Allen Poe

Ceviren: Melih Cevdet Anday

 

Teknenin Ölümü

 

 

Kara yakındı önce, hem çok yakın,

Elimi uzatsam tutardı.

Yıldızsız teknemdi inip çıkan gece,

Kurumuş gece, kum, kömür, arduvaz...

Ka

ra yakındı önce, hem çok yakın,

Denizleyin inip çıkan önümde

Bir tanrının atardamarı.

 

Açtım, yorgundum ama uykum yoktu.

Günlerce yekesiz yelkensiz

Ne de çok kuş takılmıştı ardımıza,

Ne çok harman gördüm köpükten beyaz...

Açtım, yorgundum ama uykum

yoktu.

Güneşler hala sağımda solumda,

Sürer gibiydi açık deniz.

 

Deniz en ince hayvanı belleğin

Nerden kalktım, o rıhtım, o çan...

Bilmiyorum o gök kıyı nereye gitti!

Bir masal şebboyu çarmıhtaki yaz.

Deniz en ince hayvanı belleğin

bir kuşluk vakti tanrının sevdiği

Görünür zaman yaratan.

 

Canlı mıydım? O uğursuz kıyıda

Öldüğüm gün de bilemedim.

Hep o sallantı, o devinim, o avcıl

Bayrak, bir aş tenceresi, bir az

Küfür, karı kız öyküleri, sonra

Dipteki ölülerin fısıl fısıl

Konuşmalarını dinled

im.

 

Doğdum mu? Nasıl? Belki bir tezlik

Yeli kımıldadı, kan gibi.

Ağaç ve kızak, demir, yağ, halat, katran,

Boya kutuları, sünger, tel ve gaz...

Derken gün kokulu yüreğimdi ilk

Yapının boş gömütünde dikili

Sabırsız kaburgama çarpan.

 

Ruh, şarabı gö

rdü üzümden önce

Süt, kan olmak için devinir

Tohum bildi herkesten önce ekmeği

Gün, denizi salıvermeden batmaz.

Ruh, şarabı gördü üzümden önce

Ağaç ne diye kalktı çiçeklendi,

Denize inmesi nedendir?

 

Ah yalnızlığın gömük kapıları,

Aysız ayışığı gib

iydim,

Geceleyin gece, gündüzleyin gün

Gibi suyun altınavuran yalaz.

Ah yalnızlığın gömük kapıları

Bir yağmuru dinlercesine bütün

Anları iç içe bilirim.

 

Bir tekne her zaman düşüncelidir.

Bizimle demirledi gece.

Karaya çıktı tayfalarım uykulu.

Pru

vamda çok acayip bir yıldız

Konmak istercesine gider gelir,

Suları budanmış bir yolculuğu

Sürdürmek isterdi kendince.

 

Kara yakındı önce, ödağacı

Kokusu sarmıştı geceyi.

Ve bir kuş bağırdı çağırdı tepemde,

Fosforlu sesi kabarık ve ıssız.

Lale rengi

ndeydi şimşeğin dalı,

Ve güneydoğunun yangını pembe

Nakışlı bir çanak gibiydi.

 

Unutmak istemiyorum bunları,

Göğün damarlarını gördüm,

Fırtına kırının yaban keçisini,

Koşar küpeşteme saçsız sakalsız...

Ağaç gibi yırtılan karanlığı,

Koca kulaklı lod

osu, o fili,

Ah yay biçimdeydi ölüm.

 

Yalnızlıktır denizin tek yasası,

Aşkın altın yasasıdır o.

Bir gün kum uyanır, ay gıcırdarsa

Çalınırsa bir gün gömük kapımız

Kalamazsın sabaha inen suda,

Kalk kürek, yola düşmenin sırası

Aşkın altın yasasıdır o.

 

Kükürt rengindeki ağzı gecenin

Üfürdü huysuz karanlıkta

Sintineme düşçül bir ateşböceği

Kömürdüm, tahtaydım, kurumuş anız,

O böcek oldu yangımı teknemin,

anladım kuşun, yıldızın gizini,

Başladım usuldan yanmaya.

 

Söndüremezdi kimse bu ateşi,

Kıyıdan kesilmiş sularda,

Kara hem yakındı şimdi, hem çok uzak

Bir yanyanaydım onunla, bir yalnız.

Devirdim bütün yüklediklerimi

Ve demiri uykuda bırakarak

Bindirdim eskil kayalara.

 

Parçalanıyordum kimse bilmeden,

Ateştim cevizin içinde,

Ve bir gece içinde bilmeden öldüm.

Ey gece, nereden yol bulacağız,

ey yaralı göğsüme düşen yelken,

Ya sen kürek, solmuş rüzgar gülüm,

Ya sen ne diyeceksin, söyle!

 

Deniz durdu, mumyası yıldızların

Erir gün görmüş kayalıkta,

Ve yürüdü sabah, denizin ineği.

Ölünce ne yapsak sabah oluruz...

Ah kara yakındı ve darmadağın

Kuşları durmuş zaman kadar eski,

Taşları hüzün olan kara.

 

Kopmuş uykunun iskeletiyim ben,

Artık yelin göğsü olamam.

Gördün mü ölümün gözündeki mor rengi,

Söyle, ölüp dirilen Tanrı, Temmuz,

Ay yapraklarının indiği bu dam,

Eski düşleri taşır mı yeniden,

Koca karınlı kuşlar gibi.

 

Bir yanda parçalanmış teknem durur,

Sert tütünüyle gün bir yanda.

Kara yakındı önce, hem çok yakındı,

Elimi uzatsam tutardı ama

Yalnızlıktır denizin tek yasası,

Bütün ölüler unutulur,

Yaşayanlar kalır tek başlarına.

 

Akşamleyin kaptan, birkaç gemici

Gelip dizildiler kıyıya.

Tutunacak bir tekne arar gibiydi

Ayağı kayan meltem ve cigara

İçerek konuştular gizli gizli,

Bense dalgın bakıyordum, boşuna

Kopar

ılmış süsendim sanki.

 

Çalıştılar bir hafta, Ağustosun

Altısında bütün iş bitti.

Kesik baş çapa, iplerim, küreklerim

Kumsalda şaşkın bir yığındır şimdi.

Tüter el ayak, tüter ıslak odun,

Denizin uzaklardan getirdiği

Yabancı, anlamsız bir şeyim.

 

Melih Cevdet Anday

*****************************

Anı

Bir çift güvercin havalansa

Yanık yanık koksa karanfil

Değil bu anılacak şey değil

Apansız geliyor aklıma

 

Nerdeyse gün doğacaktı

Herkes gibi kalkacaktınız

Belki daha uykunuz da vardı

Geceniz ge

liyor aklıma

 

Sevdiğim çiçek adları gibi

Sevdiğim sokak adları gibi

Butun sevdiklerimin adları gibi

Adiniz geliyor aklıma

 

Rahat döşeklerin utanması bundan

Öpüşürken o dalgınlık bundan

Tel orgunun deliğinde buluşan

Parmaklarınız geliyor aklıma

 

Ni

ce aşklar arkadaşlıklar gördüm

Kahramanlıklar okudum tarihte

Cağımıza yakışan vakur, sade

Davranışınız geliyor aklıma

 

Bir çift güvercin havalansa

Yanık yanık koksa karanfil

Değil, unutulur şey değil

Çaresiz geliyor aklıma

 

Melih Cevdet Anday

********************************

Fotoğraf

Dört kişi bir parkta çektirmişiz

Ben, Oktay, Orhan bir de Şinasi

Anlaşılan sonbahar

Kimimiz paltolu, kimimiz ceketli

Yapraksız arkamızdaki ağaçlar

Henüz babası ölmemiş Oktay'ın,

Ben bıyıksızım,

Orhan Süleyman E

fendiyi tanımamış.

 

Lakin ben hiç böyle mahzun olmadım;

Ölümü hatırlatan ne var bu resimde

Halbuki hayattayız hepimiz.

 

Melih Cevdet Anday

************************************

Rahatı Kaçan Ağaç

Tanıdığım bir ağaç var

Etlik bağlarına yakın

Saadetin

adini bile duymamış

Allah’ın isine bakin

 

Geceyi gündüzü biliyor

Dört mevsimi, rüzgarı, karı

Ay ışığına bayılıyor

Ama kötülemiyor karanlığı

 

Ona bir kitap vereceğim

Rahatını kaçırmak için

Bir öğrene görsün askı

Ağacı o vakit seyredin.

 

Melih Cevdet Anday

************************************

Telgrafhane

Uyuyamayacaksın

Memleketinin hali

Seni seslerle uyandıracak

Oturup yazacaksın

Çünkü sen artık o eski sen değilsin

Sen simdi issiz bir telgrafhane gibisin,

Durmadan sesler alacak

Sesler vereceksin

Uyuyamayacaksın

Düzelmeden memleketinin hali

Düzelmeden dünyanın hali

Gözüne uyku girmez ki

Uyumayacaksın

Bir sis cani gibi gecenin içinde

Ta gün ışıyıncaya kadar

Vakur metin sade

Çalacaksın.

 

Melih Cevdet Anday

***********************************

Annabel Lee

Senelerce, senelerce evveldi

Bir deniz ülkesinde

Yaşayan bir kız vardı bileceksiniz

ismi Annabel Lee

Hiç birşey düşünmezdi sevilmekten

Sevmekten başka beni

 

O çocuk ben çocuk, memleketimiz

Odeniz ülkesiydi

Sevdalı değil kara sevdalıydık

Ben ve Annabel Lee

Göklerde uçan melekler bile

Kıskanırlardı bizi

 

Bir gün işte bu yüzden göze geldi

O deniz ülkesinde,

 

Üşüdü rüzgarından bir bulutun

Güzelim Annabell Lee

Götürdüler el üstünde

Koyup gittiler beni,

Mezarı oradadır şi

mdi,

O deniz ülkesinde.

 

Biz daha bahtiyardık meleklerden

Onlar kıskandı bizi

 

Evet bu yüzden şahidimdir herkez ve o deniz ülkesi

Bir gece bulutunun rüzgarından

Üşüdü gitti Annabel Lee

Sevdadan yana, kim olursa olsun

Yaşça başça ileri

Geçemezlerdi bizi

 

Ne yedi kat göklerdeki melekler,

Ne deniz dibi cinleri

Hiç biri ayıramaz beni senden

Güzelim Annabel Lee

Ay gelip ışır hayalin erişir

Güzelim Annabel Lee

 

Bu yıldızlar gözlerin gibi parlar

Güzelim Annabel Lee

Orada gecelerim, uzanır bekleri

m

Sevgilim, sevgilim, hayatım, gelinim

O azgın sahildeki,

Yattığın yerde seni.

Edgar Allen Poe

Ceviren: Melih Cevdet Anday

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam8
Toplam Ziyaret36352
Saat