• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Site Haritası
Takvim

Yağmurdan Sonra Hep Güneş Açar

6 ve 9 Ağustos 1945 tarihleri insanlığın belleğine kazınmış “utanç tarihleri” arasında belki de en trajik olanlarındandır.

****

Hiroşima'ya bombayı atan B-29’da görevli Amerikalı havacı Robert Lewis, bombanın patlayışını ve Hiroşima’nın yok oluşunu görünce seyir defterine şu notu düşmüş: “Aman Tanrım, biz ne yaptık?”

***

"Boynuma sarılma, gülüm,

benden sana geçer ölüm."

Nazım

****

"Günümüzde insanlar her şeyin fiyatını biliyor,

hiçbir şeyin değerini bilmeksizin."
Oscar Wilde

***

Onca silahlanma çabalarına , nükleer denemelere, nükleer santral yapma girişimlerine, nükleer silahların kullanılabileceği korkunç bölgesel savaş olasılıklarına karşı içimde besleyip büyüttüğüm "insancıl doğa"m bana yağmurdan sonra hep güneş açacağını söylüyor.

 

 

Yağmurdan Sonra Hep Güneş Açar

 

 

            1. İnsanlığın Belleğine Kazınmış Utanç Tarihleri

 

"İnsan, insanın kurdudur."

Thomas Hobbes

 

6 ve 9 Ağustos 1945 tarihleri insanlığın belleğine kazınmış “utanç tarihleri” arasında belki de en trajik olanlarındandır.

 

6 Ağustos’ta Hiroşima’ya, 9 Ağustos’ta da Nagazaki’ye atılan atom bombalarının kavurucu sıcağı insanlığın evrensel vicdanını hâlâ yakıp kavurmaktadır.

 

Hiroşima'ya atılan atom bombası, tarihte sivil halka karşı kullanılan ilk atom bombası olma özelliğini taşımaktadır. Bu saldırıdan üç gün sonra ikinci saldırı gerçekleştirildi ve bu kez bomba Nagazaki kenti üzerinde patladı. Bu iki nükleer saldırıda ilk anda toplam 250 binden fazla insan öldü. Saldırıların gelecek kuşaklar üzerindeki uzun süreli etkileri ise başlı başına ayrı bir trajedidir.

 

6 Ağustos sabahı 08:15'de Hiroşima semalarından bırakılan atom bombası patladığında açığa çıkan enerji, tahrip gücü 15 bin tonluk TNT (dinamit) patlamasının açığa çıkaracağı enerjiye eşdeğerdi.

 

Açığa çıkan enerjinin yarısı o anda çok yüksek bir basıncın oluşmasına yol açtı. Bu basınç ile birlikte çok güçlü sıcak bir "şok rüzgarı" esmeye başladı. Enerjinin üçte biri ısıya dönüştü, kalan enerji miktarı ise radyasyon olup hayatın "o an"ını ve gelecekteki anları etkileyecekti.

 

            Bomba yerden 580 metre yüksekte patladı. Önce gözleri kör eden bir ışık belirdi. Bomba patladığında, patlama merkezinde sıcaklık bir anda yaklaşık 4.000 santigrad dereceye çıktı. Ortaya çıkan bu yüksek sıcaklıkla birlikte taşlar eridi, saçlar yandı tutuştu, bedenler kömürleşti…Tipik bir örnek olması bakımından, patlama merkezinden 2 kilometre ötede dalında yanıp kavrulmuş bir portakal, yandığıyla kalmayıp, ibretlik bir fotoğraf olarak, konuyla ilgili kitapların sayfaları arasında,"nükleer yokoluş" tehlikesine karşı insanlığın bilincini -her şeye rağmen- hâlâ ayakta tutmaya çalışmaktadır.

 

            Patlama sonucunda çok yüksek bir basınç oluştu ve bu basınç korkunç bir gürültü ile yapıları yerle bir eden bir şok dalgasına dönüştü. Arkasından, beton yapıları bile çökerten, ağaçları kökünden söken, eşyaları, insanları uçuran bir "nükleer rüzgar" esmeye başladı. Her şeyi yerle bir eden bu rüzgar, en güçlü tayfunlardan bile  en az 5 kat hızlı esiyordu.

 

            Patlama sonucunda Alfa, Beta, Gama ve X (nötron) ışınları yayıldı. Alfa ve Beta ışınları havada emildi ve yeryüzüne ulaşmadı. Ancak, Gama ve X ışınları yeryüzüne ulaşabilecek güçteydi, canlılar üzerinde etkili olan ve etkileri uzun yılar sürecek olan radyoaktif ışınlar da bunlardı.

 

            Patlama anında, patlama noktası merkez olmak üzere yaklaşık 200 metre çapında bir daire içerisindeki alanda bulunan insanlar (ve elbette insanlarla birlikte diğer tüm canlılar), dışarıda olup doğrudan ısıya ve sert esen nükleer rüzgara maruz kalmamış olsalar bile, patlamadan sonra ilk birkaç saat içerisinde öldüler. Patlama anında, patlama merkezi itibariyle  yaklaşık 1500 metre çapındaki bir daire alanı içerisinde bulunanlar ise patlamadan yaklaşık 30 gün içerisinde öldüler. Ayrıca, patlamadan sonra ilk  100 saat içerisinde bu alana girenler de radyasyondan etkilendiler.

 

 

            2. “Aman Tanrım, Biz Ne Yaptık?”

 

"Auscwitz'den sonra şiir yazmak barbarlıktır.

Ve bu durum, bugün şiir yazmanın

niçin olanaksızlaştığına dair

 sunulacak bilgiyi bile çürütür."

 Adorno.

 

           

            Hiroşima'ya bombayı atan B-29’da görevli Amerikalı havacı Robert Lewis, bombanın patlayışını ve Hiroşima’nın yok oluşunu görünce seyir defterine şu notu düşmüş: “Aman Tanrım, biz ne yaptık?”

 

            "Aman Tanrım, biz ne yaptık"ın Hiroşima ve Nagazaki'deki yansımaları öyle derin, öyle trajik ki okumaya, dinlemeye yürek ister.

 

            Bomba atıldığında Hiroşima’da bulunan bir doktor şunları anlatıyor örneğin: “Evet, tabii, insanlar tedirgin. Benim durumumu ele alın. Sabah tıraş olurken şayet yüzümü azıcık kesersem, kanı bir parça kağıtla siliyorum. Ve sonra, kanın durduğunu görünce, kendi kendime düşünüyorum: ‘Eh, herhalde iyiyim’”

 

9 Ağustos 1945’te Nagazaki’de bulunan Yoshiaki Fukahori ise dramını şöyle dile getiriyor: “Bazıları kurtulanların ölenlerden daha şanlı olduğunu söylüyor ama gerçekten öyle mi?..Radyasyona maruz kaldığımda küçük olduğum için sağlığımın geleceği konusunda büyük bir kuşku içindeyim. Karım da kurbanlardan biri ve hasta... Ebeveynler olarak, ikinci kuşak kurbanlardan olan çocuklarımızın geleceğinden kuşkuluyuz... Benim çocuklarım, sağlıklı çocukların anne ve babası olabilecekler mi?... Ailemin üçüncü kuşağı yaşayacak mı?"

 

Bombanın Hiroşima'ya düştüğü 1945 yılında 20 yaşındaymış  Sunao Tsuboi. Atom bombasının Hiroşima semalarında  patladığı sırada üniversiteye gitmekteymiş ve patlamanın etkisiyle ilk anda onlarca metre fırlamış. Tsuboi, bir süre sonra kendisine geldiğinde, vücudunun büyük bölümünün yandığını ve bütün şehrin alevler denizi altında kaldığını görmüş. Ancak Sunao Tsuboi'ye göre, "Savaş hala devam ediyor". Doktorlar 4 ay boyunca kendisine her defasında, "bugün öleceksin" demiş, ama  Tsuboi her defasında "Ama ben yeniden doğdum" diye yanıtlamış onları…Tsuboi, tanık olduğu dramın öğrettiği bilgelikle şu uyarıyı yapmadan edemiyor: "Genç insanlar duyarlı değil, yetişkin nüfus ise unutkan. İnsanlar barış ortamına kendilerini çok alıştırdılar."

 

Yaşanılan, anlatılan, yazılan, belgelere kaydedilen pek çok dramdan yalnızca bir kaçı yukarıdaki aktardıklarım. Adorno, 1969'da "Auscwitz'den sonra şiir yazmak barbarlıktır." derken aslında insanlık adına bir utancı yüzümüze vurmaktaydı. Geçen zaman içerisinde Auscwitz'in yanına Hiroşima'yı, Nagazaki'yi, Çernobil'i eklemekten başka ne yaptık? Daha da elbirliğiyle ekleyeceklerimiz geride! Adorno'nun, barbarlığımızı yüzümüze vuran sözü yitip gitmedi, dünyada ve ülkemizde "nükleer utanca hayır!", "başta sömürü olmak üzere, insanı doğal çevresine ve kendi doğasına yabancılaştıran her türlü insanlık dışı eylem ve tasarrufa  hayır!" demedikçe o söz boynumuza asılan bir yafta gibi orada öylece duracak!

 

 

 

3. Duyarsızlık ve Unutkanlığa Karşı Sesiz Çığlık

 

"Boynuma sarılma, gülüm,

benden sana geçer ölüm."

Nazım

 

Her yıl 6 ve 9 Ağustos tarihlerinde Hiroşima ve Nagazaki'de düzenlenen anma törenlerinde bir araya gelen binlerce Japon "sessiz bir çoğunluk" olarak derin sızılarını içlerine gömerken, belediye başkanları aracılığıyla da tüm  insanlığı "nükleer tehlike" konusunda uyanık olmaya çağırır, nükleer silahların kullanılmasının ve üretilmesinin yasaklanmasını isterler.  Japon halkı dünyanın neresinde olursa olsun her türlü nükleer silaha ve nükleer denemelere şiddetle karşı çıkmakta ve bu çalışmaların içinde olanları yazılı olarak resmen protesto etmektedir. Nükleer denemeler yapan ülkelerin devlet ve hükümet  başkanlarına gönderilen protesto mektupların birer kopyası çelik levhalara yazılıp gönderildiği şehrin müzesinde sergilenmektedir. Hiroşima ve Nagazaki'deki atom bombası müzelerinde, Japon halkı adına belediye başkanlarının imzasıyla muhataplarına gönderilmiş  yüzlerce protesto mektubu görülebilir.

 

Japonya'ya bugüne değin iki kez gitme şansım oldu. Japonya'da bulunduğum 6 aydan fazla süre içerisinde  hem Hiroşima'daki hem de Nagazaki'deki atom bombası müzelerini ziyaret edip, Japon dostlarımla "nükleer tehlike" üzerine  enine boyuna konuşma fırsatım oldu.Hiroşima ve Nagazaki'deki müzeler her bakımdan görülmeye değer. Çağdaş  müzecilik anlayışı adına ne yapılması gerekiyorsa bu müzelerde onlar yapılmış.

 

Bu müzelerin hemen yanlarında birer "barış parkı" bulunmakta. Hiroşima ve Nagazaki'deki  barış parkları, çevre düzenlemesiyle, barış adına yapılmış birbirinden anlamlı sanat ürünleriyle bir anlamda duyarsızlık ve unutkanlığa karşı bir "çığlık"  olma özelliği taşıyor. Barış Parklarında yemyeşil bir çevre düzenlemesi içerisinde sergilenen "barış heykelleri", 6 ve 9 Ağustos 1945 tarihlerinde yaşanan "nükleer kıyım" karşısında insanlığın ortak vicdanı olarak  bu derin çığlığa ses vermektedir.

 

Sözünü ettiğim "barış heykelleri" çoğunlukla bir dönemin "sosyalist blok"unda yer almış  ülkelerin  sanatçılarının yapıtlarından oluşmakta. Bu heykellerde çoğunlukla  "nükleer dram" çeşitli  açılardan ele alınmakta, bu dramın insanlığın vicdanında nasıl derin bir sızıya yol açtığı dile getirilmektedir. Kimi heykellerde ise insanlığın "barış"a duyduğu özlem anlatılmakta. Hiroşima Barış Parkı'nda sergilenen heykellerden birisi de ölen kadının çocuğunu simgeleyen "Patlayan Atom Bombası Çocukları." adlı heykeldir. Bu heykelin yapılması, hazırlanması sırasında, patlayan atom bombasının, yani Hiroşima'nın çocukları Nâzım'ın şiirlerinden esinlendiler. O çocuklar, Nâzım'ın ölümünden sonra, "Bin Turnacık" adlı dernekleri aracılığıyla 23 Haziran 1963 tarihinde Nâzım'a hitaben bir mektup yazarlar. Yazdıkları mektupta o çocuklar sevgili şairimiz Nâzım'a duydukları derin sevgiyi ve onun ölümünden dolayı duydukları derin üzüntüyü dile getirdikten sonra ilerleyen satırlarda şu soruyu sormadan edememişler: "Atom bombasından hiçbir zarar görmediğiniz halde insanların yüreklerini parçalayan o şiirleri nasıl yazabildiniz!" Japon çocuklarının bu güzel merakını anlayabilmek öylesine önemli ki…

 

"Bulutlar Adam Öldürmesin", "Radyoaktiviteli Yağmurlar Üstüne", "Bir Kız Vardı Japonya'da", "Kız Çocuğu" gibi şiirlerin şairinin atom bombasının saçtığı "ölüm yağmuru" üzerine duyduğu derin kederi ve Hiroşima'nın çocuklarının, şairin ölümünden dolayı duydukları derin üzüntüyü ifade edebilmek için, ailesine verilmek üzere ölümünden sonra "Bin Turnacık" derneği aracılığıyla Nâzım'a gönderdikleri zarif ve anlamlı armağanın öyküsünü  sevgili Aziz Nesin "Türkiye Şarkısı Nâzım"da öyle güzel anlatmış ki…

 

 

4. Çankaya'dan Nagazaki'ye Kurulan "barış Köprüsü"

 

 

"Günümüzde insanlar her şeyin fiyatını biliyor,

hiçbir şeyin değerini bilmeksizin."


Oscar Wilde

 

Nagazaki'deki Barış Parkı'nda sergilenen heykeller arasında Türkiye'den de bir heykel yer almakta.  Heykeltıraş Eşber Karayalçın'ın "sonsuz" adlı yapıtı gerek barış temasına yaptığı anlamlı katkı gerekse Japonların saydam ve doğal olanı çağrıştıran "yalınlık felsefesi"yle uyumlu tasarımı bakımından parkın en ilgi çekici yapıtları arasında yer alıyor. Heykelde içleri kadın ve erkek figürü şeklinde oyulmuş yan yana iki metal levha yer almaktadır. Bu iki metal levhayı birbirine bağlayan ise kadın ve erkeğin birleşen elleridir. Heykelin kaidesinde yapıtla ilgili şu satırlar yer alıyor: " SONSUZ adlı bu abide Nagazaki Dünya Barış Sembolü Bölgesi'ne Türkiye Cumhuriyeti'nin Başkenti Ankara tarafından "Türk-Japon Dostluk İlişkilerinin 100. Yıldönümü" anısına olarak hediye edilmiştir. El ele kadın ve erkek figürü, tüm insan ırkı arasındaki barış ve ahengi simgelemektedir. Mart 1991"

 

Çankaya'dan Nagazaki'ye kurulan "barış köprüsü"nün bir ucunda Eşber Karayalçın'ın "sonsuz" adlı heykeli, diğer ucunda da "Çankaya Botanik Parkı Barış Çanı" bulunmaktadır. Atom bombası kurbanlarını anma etkinlikleri, her yıl 6 Ağustos'ta saat 08:15'te tüm dünyada aynı anda barış çanının çalmasıyla başlar. Türkiye'deki anma etkinliklerinde Çankaya Botanik Parkı'ndaki Barış Çanı çalınmaktadır. Botanik Parkı'ndaki Barış Çanı'nın ilginç bir öyküsü var: Buradaki Barış Çanı, Türkiye'den Japonya'ya gönderilen bozuk paralardan yapılmış.Yeterli miktardaki bozuk para  Japonya'da ergitilip özel bir kalıba dökülerek imal edilen çan daha sonra gemi ile Türkiye'ye gönderilmiş ve Çankaya'daki Botanik Parkı'na konulmuş.

 

5. Yağmurdan Sonra Hep Güneş Açar

 

            Sevgili Haluk Gerger, "Nükleer Tehlike" adlı kitabında ne güzel özetlemiş: "Nükleer silahlara karşı çıkmak, insanı sevmekle eş anlamlıdır ve kendimize, yakınlarımıza, sevdiklerimize, gelecek kuşaklara sahip çıkma duygusunun, yaşam sevgisinin doğal bir uzantısıdır."

 

            Onca silahlanma çabalarına , nükleer denemelere, nükleer santral yapma girişimlerine, nükleer silahların kullanılabileceği korkunç bölgesel savaş olasılıklarına karşı içimde besleyip büyüttüğüm insancıl doğa bana yağmurdan sonra hep güneş açacağını söylüyor.

 

            6 Ağustos sabahı Botanik Parkı'ndaki Barış Çanı'nın yanında, 1 Eylül Dünya Barış Günü'nde ülkemizin her yerinde güneşli bir geleceğin özlemi ile yağmurdan sonra hep güneşin açmasını dileyip "nükleer karanlığa hayır!" demek bence bir insanlık borcudur. Küresel barbarlığa karşı bilincimizi, insancıl doğamızı koruma çabasıdır.

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam17
Toplam Ziyaret36418
Saat