• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Attila İlhan: “Dipten Gelen Dalga”nın İşaret Fişeği


Attila İlhan: “Dipten Gelen Dalga”nın İşaret Fişeği

 

Şiir, roman, senaryo, deneme, eleştiri alanlarında birbirinden değerli ürünler vermiş çok yönlü bir düşünce adamıydı Attila İlhan. Ölümünün ardından en doğru değerlendirmeyi bana göre Selim İleri yaptı: “Onunla birlikte bir devrin kapandığını düşünüyorum.” (Hürriyet, 12 Ekim 2005). Attila İlhan’ın değerini bilen pek çok şair ve yazar Selim İleri’nin bu görüşünü paylaştı.

Attila İlhan’ın 1925 yılının 15 Haziran’ında  başlayıp 2005 yılının 10 Ekim’inde sona eren 80 yıllık yaşamı baştan sona fırtınalı,  baştan sona “iddialı” bir hayattır. Başta insanın içine işleyen unutulmaz şiirleri olmak üzere tüm yazdıklarına, tüm yaptıklarına yansır o fırtınalı hayat...

1946 yılında CHP’nin düzenlediği şiir yarışmasında ikincilik ödülü aldığında henüz 21 yaşındaydı. O yarışmada birinciliği Cahit Sıtkı Tarancı, üçüncülüğü ise Fazıl Hüsnü Dağlarca almıştı. Yarışmanın jüri başkanı dönemin ünlü eleştirmeni Nurullah Ataç’tır. Yarışmaya katılan şiirleri jüri üyelerine okuyan ise Behçet Kemal Çağlar’dır. Bu ödül üzerinde bir kaç bakımdan durmak gerek:

1. Attila İlhan ödülünü ileride kıyasıya eleştireceği tek parti yönetiminden alır.

2. Aynı tek parti yönetimi, bu ödülden 5 yıl önce 1941 yılında Attila İlhan’ı 16 yaşındayken İzmir Erkek Lisesi’nden atar ve öğrenim hakkını elinden alır. Gerekçe: Bir kız arkadaşına yazdığı mektupta hapisteki Nazım Hikmet’in şiirlerine yer vermesidir. Bu olay üzerine Attila İlhan yalnızca okuldan atılmakla kalmaz, üç hafta gözaltında tutulup sorgulandıktan sonra iki ay da hapis yatar. O yıllarda “vali yardımcısının oğlu” olması sonucu değiştirmez. Attila İlhan, öğrenim hakkını ancak üç yıl sonra Danıştay kararıyla yeniden kazanabilecektir.

3. CHP’nin şiir ödülü dönemin en saygın ödüllerinden birisidir. “bahçe kazasının kaman köyünden cebbar oğlu mehemmed’in hikayesini” jüri ilgiyle dinler ve şairini ikincilikle ödüllendirir.

Attila İlhan ilk şiir kitabı Duvar’ı 1948’de kendi olanaklarıyla yayımladı. Nazım Hikmet, Duvar’daki şiirler için övgü dolu sözler söyledi. Attila İlhan, 1949’da 24 yaşındayken, Hukuk Fakültesi 2. sınıf öğrencisiyken “Nazım Hikmet’i kurtarma hareketi”ne katılmak üzere Paris’e gitti. Türkiye’ye dönüşünde birçok kez gözaltına alındı.

1954’te Sisler Bulvarı yayımlandı. Sisler Bulvarı’ndaki şiirler ağızdan ağıza dolaştı, dalga dalga yayıldı. Zengin imgelerle yüklü, yoğun duyarlıkların ürünü bu şiirler, okurlar üzerinde derin etkiler bıraktı. Böylelikle Attila İlhan şairler ve şiir okurları arasında haklı bir üne kavuştu. Örneğin şu dizeler her yerde okunuyordu:

“sisler bulvarı’na akşam çökmüştü

kesik birer kol gibi yalnızdık”

Sisler Bulvarı’nın hemen ardından 1955’te Yağmur Kaçağı yayımlandı. Sisler Bulvarı ile Yağmur Kaçağı’ndaki şiirler ezbere okunan, herkesin iç dünyasında derin izler bırakan, dilden dile dolaşan şiirlerdi. Pia, sisler bulvarı, yağmur kaçağı, üçüncü şahsın şiiri, fabrika durağı bu şiirlerden yalnızca bir kaçı.

Sonra, 1960’tan 1993’e değin, yayımlandığı dönemlerde şiir dünyamızda heyecanla karşılanmış, kimi zaman tenhalarda, kimi zaman da kalabalıklar arasında ezbere okunmuş, her biri birbirinden değerli, adları  hafızalara kazınmış 9 şiir kitabı: Ben Sana Mecburum (1960), Belâ Çiçeği (1962), Yasak Sevişmek (1968), Tutuklunun Günlüğü (1973), Böyle Bir Sevmek (1977), Elde Var Hüzün (1982), Korkunun Krallığı (1987), Ayrılık Sevdaya Dahil (1993), Kimi Sevsem Sensin (2002).

Kimi Sevsem Sensin, bir anlamda Attila İlhan’ın tüm şiir kitaplarının bir özetiydi…

Pek çok alanda ürünler verse de Attila İlhan öncelikle bir şairdir ve kanımca hep öyle anılacaktır: Şair Attila İlhan…Bu durum yalnızca Attila İlhan’a özgü değildir. Şairlik mertebesine ulaşan, bu sıfatı hak eden her şair böyle anılır. Örneğin, Nazım Hikmet, Yahya Kemal, Melih Cevdet Anday, Oktay Rifat, Ahmet Oktay pek çok alanda ürün vermiş olsalar da öncelikle şairdirler, öyle anılırlar.

Şiirleri gibi Attila İlhan’ın romanları da yayımlandıkları dönemlerde edebiyat dünyasında bir yenilik olarak heyecanla karşılanmıştır. İlk romanları Sokaktaki Adam, Zenciler Birbirine Benzemez gerek içeriği gerekse anlatım biçimiyle ilgiyle karşılanmıştı. Sonra Kurtlar Sofrası’nı (1961) yazdı Attila İlhan. Ardından ünlü “aynanın içindekiler” serisi…1980’le birlikte Attila İlhan’ın romancılığında “yeni açılımlar” belirir. Fena Halde Leman (1980), Dersaadette Sabah Ezanları (1981), Haco Hanım Vay (1984), O karanlıkta Biz (198) ve son romanı Allahın Süngüleri (2003)…Bu romanların hepsi de deyim yerindeyse “iddialı” romanlardır, her birinin söylenecek sözü vardır. 

Kimileri diyor ki:  “Tamam, Attila İlhan büyük bir şairdir, hepimiz sevgililerimize onun şiirlerinden dizeler okuduk…Ama şu “Gazi edebiyatı”, Kuvayı Milliyecilik”, “Avrasyacılık”, “Ulusalcılık”, “Üçüncü Dünyacılık”, “Tam Bağımsızlıkçılık” da ne oluyor?”

Attila İlhan’ın denemelerini, eleştirel yazılarını, Gazi ile ilgili değerlendirmelerini, ulusalcılık perspektifini paylaşmayan kimi yazarlar bu vesileyle kendi görüşlerini açıkladılar. Sağlıklı bir tartışma ortamı çerçevesinde değerlendirilmesi gereken bu yazılar keşke Attila İlhan’ın sağlığında yazılsaydı da Attila İlhan’ın karşı-değerlendirmelerini ve bu yazılara yanıtlarını okuyabilseydik!

Uğur Mumcu öldürüldüğünde “araştırmacı gazetecilik” derin bir yara almıştı. Ardından, “yeri doldurulamaz bir gazeteciyi yitirdik” denmişti. Doğruydu…Uğur Mumcu’nun ölümünden sonraki yıllar bize araştırmacı gazeteciliğin nasıl adım adım “magazinel gazeteciliğe” dönüştüğünü açıkça gösterdi. Kimi gazeteciler, “tetkikçilik” görevini bir kenara bırakıp “tetikçiliğe” yöneldi. Ortalık, “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan” sözüm ona “araştırmacı gazeteciler”den geçilmez oldu.

Bilim, kültür, sanat ve siyaset alanında ürünler vermiş değerli aydınlarımız birer birer aramızdan ayrıldıkça içimizdeki boşluk her geçen yıl daha da büyüyor. Gittikçe sığlaşan, içeriksizleşen, magazinleşen, deyim yerindeyse “tercümeleşen” düşünce hayatımız için Attila İlhan doğrusu fazla “ağır”dı. Yazdıklarını, söylediklerini sindirmek zordu. Fazla ulusalcıydı. Herkes Avrupa Birliği derken o “Avrasyacılık”tan söz ediyordu. Her fırsatta Gazi’nin eylemlerini yerli yerine oturtuyor, sorumsuzluk boyutuna ulaşmış unutkanlığımızı kibarca yüzümüze vuruyordu. Özgürlük ve bağımsızlığımızın, Cumhuriyetimizin temelinin ve vazgeçilmez ilkesinin Gazi’nin ifadesiyle “istiklâl-i tam” -yani “tam bağımsızlık”- olduğunu bıkmadan, usanmadan ısrarla yazıyor ve söylüyordu.

Uğur Mumcu, ülkemizde “güleryüzlü sosyalizm”in savunucusu Mehmet Ali Aybar ile uzun soluklu bir söyleşi yapmıştı. O söyleşi sırasında Aybar, Atatürk’ün yürüttüğü dış politika ile ilgili olarak şunları söyler: "Atatürk'ün dış politikası tam bağımsızlıktır: Siyasada, ekonomide, maliyede, askerlikte, kültürde tam bağımsızlık...Emperyalizme ve kapitalizme karşı olmaktır." 

Bugün artık ne Mehmet Ali Aybar var, ne Uğur Mumcu…Ne Bahriye Üçok, ne Turan Dursun, ne Ahmet Taner Kışlalı, ne Aziz Nesin…Ne Asım Bezirci, ne Metin Altıok, ne Behçet Aysan, ne Asaf Koçak, ne Hasret Gültekin…Ne Attila İlhan…

Bugün artık varsa yoksa gericilik, dincilik, hurafecilik…Varsa yoksa müstemlekecilik, mandacılık, emir kulculuk…Varsa yoksa televole, magazin, gösteriş, özenti…

Peki bu düzen hep böyle mi gidecek

Pireler hep devleri yiyecek?

Attila İlhan,  “delikanlılık dönemlerinde dizeleri karşılığında satın alınan aşklar” hatırına anımsanıp, “iyi” bir “aşk şairi” paranteze sıkıştırılamayacak kadar çok yönlü bir eylem adamıdır. Nâzım Hikmet, mücadeleci kişiliğini “ehlileştirip” onu naif bir “aşk şairi”ne dönüştürmeye çalışanlara “sevdalınız komünisttir!” diye seslenmişti. Attila İlhan’ı da benzer şekilde “ehlileştirmek” isteyenlere onu sevenlerin, ona değer verenlerin söyleyeceği bir çift sözleri olsa gerek: “Ölümünden sonra şiirleri üzerine övgüler düzdüğünüz, bir an için de olsa delikanlılık dönemlerinizdeki aşklara, kaçamak buluşmalara  geri dönmenize vesile ettiğiniz Attila İlhan hiç kuşkusuz edebiyatımızın büyük şairlerindendir. Ancak, lütfen unutmayınız ve göz ardı etmeyiniz; sevdalınız aynı zamanda ulusalcıdır, kuvayı milliyecidir, sosyalisttir,Avrasyacıdır, tam bağımsızlıkçıdır, manda ve himayaye karşıdır, Gazi’nin “büyük insanlık hareketi” olarak adlandırdığı “dip dalgası”nın işaret fişeğidir...80 yıllık yaşamı bedeli ödenmiş, hakkı verilmiş bir yaşamdır… Tüm gerçek şairler gibi “ayakta ölmüştür”…

Attila İlhan’ın yaşamı boyunca her dönemde mutlaka  söylenecek bir sözü olmuştur…

İbrahim BERKSOY

 Odtülüler Bülteni (Kasım 2005, sayı 146)

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam22
Toplam Ziyaret42286
Saat