ibrahim@ibrahimberksoy.com.tr

İbrahi̇m Berksoy İle Söyleşi̇
3 Şubat 2026, Salı
İbrahim Berksoy ile Söyleşi
Bir gezgin olarak İbrahim Berksoy
İbrahim Berksoy ile Söyleşi

Söyleşi                               

                       Söyleşiyi yapan Sevda MÜJGAN (sevdamjgn@gmail.com)

 

İbrahim Berksoy ile Söyleşi

 

“Gündelik yaşama ve o yaşamı her gün yeniden kuran yöre insanlarına “teğet geçilerek”, ilgisiz kalınarak gidilen yerler, yapılan “gezi”ler bana göre aslında hiç gidilmemiş yerler ve hiç yapılmamış gezilerdir. Yurtiçinde olsun yurtdışında olsun, gidilip görülen yerin insanıyla iki kelime olsun konuşup hal-hatır sormaz mı insan? Oturup bir kahvede, pastanede, kahvede ya da çay bahçesinde bir çay-kahve içmez mi?”

 

Söyleşi bölümümüzün bu sayıdaki konuğu İbrahim Berksoy. Kendisini daha çok Grubumuzun kurucusu Timur Özkan’ın editörlüğünü yaptığı “gezgin gözüyle” başlıklı tematik ortak kitaplardaki yazılarından, kendi gezginlik hâllerini anlattığı gezi kitaplarından ve düzenli olarak katıldığı geleneksel yılsonu fotoğraf sergilerindeki fotoğraflarından tanıyoruz. Kendisi hâlen Grubumuzun yayın organı Ankara Çiğdemi’nin editörlüğü görevini yürütmekte.

1965 yılında Kayseri’de doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Kayseri’de tamamladı. Kayseri Lisesi’nden mezun olduktan sonra ODTÜ’de Makina Mühendisliği bölümünde üniversite eğitimine başladı. 1991 yılında üniversite eğitimini tamamlayarak çalışma hayatına atıldı. 2003 yılı ortalarına değin Kayseri’de bir kamu kuruluşunda mühendislik yaptı. Çalıştığı kuruluş özelleştirilince Ankara’da Devlet Su İşleri’ne (DSİ) tayin oldu. 1995-1996 yılları arasında yaklaşık altı ay süreyle Japonya’da JICA (Japan International Cooperation Agency) tarafından düzenlenen grup eğitim kursuna katıldı. 1992-1996 yılları arasında Kayseri’de bir grup şair, yazar ve edebiyatseverle birlikte Eşik adlı bir kültür-sanat-edebiyat dergisi yayımladı. Başta Eşik, Kavram-Karmaşa, Damar, Varlık, Virgül, Cumhuriyet Kitap, Şiir Odası, Kurgu Düşün Sanat Edebiyat ve ODTÜ’lüler Bülteni olmak üzere çeşitli dergilerde yazıları yayımlandı. Gezip gördüğü ülkeler arasında Japonya, Singapur, Tayland, Hollanda, Tunus, Irak, Avusturya, İsviçre, İspanya ve Brezilya yer almakta. Türkiye Edebiyatçılar Derneği üyeliğinin yanı sıra, ODTÜ Mezunları Derneği’nde ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarında görev almakta. Ankaralı gezginlerle bir arada olmak için Ankaralı Gezginler Grubu’na katıldı. 2020 yılında DSİ’den emekli oldu. Memleketi Kayseri’de yaşıyor.

www.ibrahimberksoy.com.tr

 

 

Sevda Müjgan:

Sizi tanıyan insanlar, çok yönlü bir kişiliğiniz olduğunu bilir. Bu çok yönlülüğün içinde İbrahim Berksoy’a kendisini öncelikle nereye ve niçin koyduğunu sorarak söze başlamak isterim.

İbrahim Berksoy:

Her şeyden önce kendimi hayatın meraklı bir öğrencisi olarak görüyorum. Çocukluk günlerimin beyaz yakalı siyah önlüğünü üzerimden hiç çıkarmadım. Hayat öğreticidir. Bugüne değin edindiğim değerler, yeterlikler, ilgi alanları hep hayatın yönlendirmesiyle olmuştur. Şu an kendimi dikkatli bir edebiyat okuru ve meraklı bir gezgin olarak görüyorum. En mutlu olduğum anlar; bir romanın sayfaları arasında kaybolduğum, yanımdan hiç eksik etmediğim not defterime sıcağı sıcağına birbiri ardına dizeler yazdığım, bir gezgin olarak gittiğim bir şehirde labirent gibi dar sokaklardan sağa sola dönerek ışıklı ana meydana çıkmaya çalıştığım zamanlar olsa gerek…

Sevda Müjgan:

Makine Mühendisi İbrahim Berksoy ile edebiyata gönül veren İbrahim Berksoy, nasıl buluştu?

İbrahim Berksoy:

  

Okumaya, sonrasında yazmaya erken yaşlarda başladım. Bunda ilk ve orta öğretimdeki öğretmenlerimin payı büyüktür. Onların yönlendirmesi, teşviki olmasa belki de edebiyatla böylesine uzun süreli tutkulu bir bağ kuramazdım. 80’li yılların ortalarında ODTÜ’de Makina Mühendisliği Bölümü’nde okurken öğrenci dergisi çıkarır, fotokopiyle çoğaltıp dağıtırdık. Orada arkadaşlarımızın şiirlerini, öykülerini, denemelerini yayımlardık. Üniversitedeki öğrenci kulüplerine kaydolur bu yolla Ankara'daki kültür-sanat çevreleriyle tanışırdık. Panelleri, söyleşileri, resitalleri, tiyatroları, imza günlerini kaçırmazdık. Kayseri’de bir yandan MKE’ye bağlı bir kamu kuruluşunda Ar-Ge ve tasarım mühendisliği yaparken bir yandan da şehirdeki bir grup (daha doğrusu bir avuç) edebiyatçıyla birlikte Eşik adlı bir edebiyat dergisi çıkarıyordum. Sonrasında Ankara’da Makine Mühendisi olarak çalıştığım yıllarda da edebiyattan hiç kopmadım. Hep ikisini birlikte yürüttüm…

Sevda Müjgan:

Yollar, yolculuklar, geziler… yaşamınızda nasıl öne geçti? İzlenimlerinizi kitaplaştırdığınız iki yapıtınız var. Bu kitapların yaratım süreçlerinden söz edebilir misiniz? 

İbrahim Berksoy:

Bugüne değin olanaklarım ölçüsünde epeyce yer gezdim, pek çok insan tanıdım. Bugün artık yolculuğa çıkmak hem çok daha fazla “kolaylaştı”, hem de yolculuk gerekçelerimiz çok çeşitlendi. Bu gelişmelere bağlı olarak gezmeyi özendiren popüler görsel ve yazılı anlatım ürünleri tüm dünyada giderek yaygınlaşmakta. Diğer yazın ürünlerinde olduğu gibi gezi yazınında da edebiyat değeri olan ürünler (seyahatnameler, özgün gezi yazıları, başlı başına kent romanları vb.) popüler olan ürünler karşısında hep azınlıktadır. Gezilip görülen yerlerin “nakledilmesinin” ötesinde, içerdiği izlenim ve gözlemlerle birlikte, okundukça keyif veren gezi yazını ürünlerini kitabevi raflarında daha fazla görebilmek en büyük dileğim. Gezinin Poetikası adlı kitabımda bu konudaki manifestomu şöyle ifade etmiştim: "İnternette küçük bir dünya turu, müzelerde 'sanal geziler', 'ağda dolaşan' birbirinden çekici powerpoint sunuları, ses ve görüntü efektleri, masa üzerine yığılmış kitaplar, haritalar vb. bizi bulunduğumuz odadan çıkarıp gerçek bir yolculuğa, bedenimizle yapılan bir geziye çıkarmıyorsa bence yanılsamadan başka bir işe yaramaz."

Bugüne değin gezilerimi çalışan birisi (memur) olarak yıllık izinlerimde yaptığım için konuyla biraz ilgilendim: Dünyada çalışanların ücretli izinli sayılarak yılda sadece bir kez, o da en fazla iki hafta, seyahat etme hakkını elde edebilmeleri uzun süren direniş, grev ve kanlı olaylardan sonra ancak 1930’lu yıllarda mümkün olabildi. Ülkemizde “seyahatin yaygınlaşması” son 20-30 yıllık bir dönemin ürünüdür. Yaygınlaşan her yaşam tarzı gibi seyahat etme isteği de “popüler bir kültür ürünü” olarak paketlenip pazarlanmakta. Bugün dünyada pek çok kişi yurtiçi ve yurtdışı “paket tur”lara katılarak görmedikleri yerlere olan meraklarını bütçelerine göre bir ölçüde giderebilmekte. Gezip görmek elbette güzel bir şey. Ufuk açıcı. Ancak “kitle kültürü” kapsamında “hiç gitmemiş gibi, hiç görmemiş gibi, şöyle bir dolaşılıp gelinen” gezilerden geriye yapılan alışverişlerden, alınan ıvır-zıvırdan, yeme içmelerden, çekilen fotoğraflardan, kaydedilen video görüntülerinden başka doğrusu pek bir şey kalmıyor. Herhangi bir nedenle salt bir yerde bulunmuş olmak bir gezgin gözüyle o yeri gezmiş olmak anlamına gelmez. Gezginlik hâli bir yerde bulunmanın ötesindedir. Oradan oraya sürekli dolaşıp durma hâli “gezginlik” olamaz. Gözlemlediğim kadarıyla seyahat yaygınlaştıkça seyahatin içeriği sığlaşıyor; giderek seyahat “herşey dâhil” denilen otel rezervasyonlarına ve AVM denilen alışveriş mekânlarının ziyaretlerine dönüşüyor. Gündelik yaşama ve o yaşamı her gün yeniden kuran yöre insanlarına “teğet geçilerek”, ilgisiz kalınarak gidilen yerler, yapılan “gezi”ler bana göre aslında hiç gidilmemiş yerler ve hiç yapılmamış gezilerdir. Yurtiçinde olsun yurtdışında olsun, gidilip görülen yerin insanıyla iki kelime olsun konuşup hal-hatır sormaz mı insan? Oturup bir kahvede, pastanede, kahvede ya da çay bahçesinde bir çay-kahve içmez mi?

Yazdığım gezi kitaplarında gezip gördüğüm yerleri ansiklopedik bilgiler ışığında anlatmak ya da tanıtmaktan çok o yerlerden, yıllar yılı o yerlerin havasını soluyan, suyunu içen insanlardan bende kalan izlenimleri aktarmayı yeğledim. İstedim ki okurlarımın yolu bir gün bu anlattığım yerlere düşerse onlar da benim gibi gittikleri yerlerin havasını solusun, suyunu içsin, insanlarıyla tanışsın, konuşsun, birbirlerinden adres alıp adres versin, arkadaş olsun...

Gezinin Poetikası'nda Akdeniz'in kıyısındaki Valencia'yı, Atlas Okyanusu'nun ötesindeki Rio de Janeiro'yu, São Paulo'yu anlattım. Barcelona Mavisi'nde masmavi bir liman kenti Barcelona'yı, flamenko ezgileri eşliğinde uzayan akşamların şehri Granada'yı, kendi dünyasıyla sarmaş dolaş olmuş işçi semtleriyle Paris'i anlattım. Kendi yayınım olarak e-kitap formunda yayımladığım Şu Anadolu Dedikleri’nde ise gezip gördüğüm şehirlerden yola çıkarak bir tür "Anadolu'yu anlamak" çabası içerisine girdim. Bu üç kitabımda da aslında hep kendi gezginlik hâllerimi yazdım.

                                                  

 

Sevda Müjgan:

Ankaralı Gezginler’le yolunuz nasıl kesişti? Ankaralı Gezginler’e dahil olmak sizde hangi duyguları ve düşünceleri yarattı?                            

İbrahim Berksoy:

2000’li yılların başında genç bir mühendis olarak Kayseri’de çalışırken bir yerde Türkiye Gezginler Derneği’nin Sefername adıyla gezi yazılarından oluşan bir seçki yayımlayacağını okudum. Gezginlere bu seçkide yer alma çağrısı yapılıyordu. Çağrının sahibi Türkiye Gezginler Derneği’nin kurucusu Orhan Kural’dı. Kendisini rahmetle anıyorum. O günlerde resmi bir görevle gittiğim on günlük Irak gezisinden yeni dönmüştüm. O dönem Irak’ta iktidarda Saddam Hüseyin vardı. İlginç izlenim ve gözlemlerle döndüğüm bir geziydi. Orhan Kural’ın bu çağrısına uyarak sıcağı sıcağına Irak izlenimlerimi yazıp gönderdim. Bir süre sonra kendisinden yazımın seçkide yer alacağını bildiren nazik bir mektup aldım. Yazım Sefername’de “İki Nehrin Ülkesi: Irak” adıyla yayımlandı. Aynı seçkide -daha sonra Ankaralı Gezginler Grubu’nda yolumuzun kesişeceği- sevgili Timur Özkan’ın da yazısı varmış, ama o günlerde henüz tanışmıyorduk. İlerleyen zamanda Kayseri’de çalıştığım kurum özelleştirilip Ankara’ya tayin olunca o günlerde henüz yeni kurulan Ankaralı Gezginler Grubu’ndan haberdar oldum. Sevgili Timur Özkan’ın editörlüğünü yapıp “gezgin gözüyle” adıyla yayımladığı tematik gezi yazıları seçkileriyle ilkin kitabevi raflarında karşılaştım. Daha sonra kendisiyle tanıştım ve editörlüğünü yaptığı gezi kitaplarında yazılarımla yer almaktan büyük onur duydum. Benim Ankaralı Gezginler Grubu’yla yolumun kesişmesi o günlerde sevgili Timur Özkan’ın beni gruba davet etmesiyle oldu. Sonraları grubun geleneksel yılsonu fotoğraf sergilerinde yer aldım. Halen grupta daha önce Timur Özkan’ın editörlüğünü yaptığı Ankara Çiğdemi’nin editörlüğünü yapıyorum. Grup bünyesinde gezginlere hitap eden, yıllardır başarıyla sürdürülen çok güzel etkinlikler var. Bu güzel birliktelik hep sürsün isterim…

Sevda Müjgan:

Ankara Çiğdemi, yalnızca Ankaralı gezginlerden haberler vermiyor. Ankara Çiğdemi’nin okunması, okutturulması ve yaşatılması gerektiği üzerine neler söylemek istersiniz?

İbrahim Berksoy:

Sizin de belirttiğiniz gibi Ankara Çiğdemi yalnızca Ankaralı Gezginler’den haberler vermiyor. Gezi kültürü üzerine geniş bir perspektifle yayın yapan bir dergi olmayı hedefliyoruz. Bunun için de öncelikle Ankaralı Gezginler Grubu’nun değerli üyelerinin “yazma uğraşı”nı harekete geçirmek istiyoruz. Dergide bu yönde sürekli çağrılar yapıyoruz. Gezi kültürü gerek biçim gerekse içerik olarak sürekli kendisini yenileyen bir alan. Gezi kültürü deyince aslında edebiyat, fotoğraf, sinema, tiyatro, resim, müzik gibi sanatların birlikteliğinden, etkileşiminden söz ediyoruz. Timur Özkan’ın editörlüğünü yaptığı ortak kitaplardaki yazar çeşitliliğine baktığımda Grubumuzun değerli üyelerinin okumaya, yazmaya, fotoğraf çekmeye, resme, müziğe hiç de uzak olmadığını görüyorum. Bu potansiyelin Ankara Çiğdemi’nde verimli ürünlere dönüşeceğine, böylelikle derginin başka gezgin gruplara da örnek olacağına yönelik inancımı korumak istiyorum…

Sevda Müjgan:

İbrahim Berksoy’u bundan sonrasında neler yaparken göreceğiz? Planlarınız, beklentileriniz hangi yöndedir?

İbrahim Berksoy:

Bundan sonrasında Ankara Çiğdemi’ndeki editörlük görevimin yanı sıra edebiyata olan yakınlığımı daha da geliştirmek istiyorum. Üyesi olduğum edebiyat kulüplerinde, okuma gruplarında daha aktif olarak yer almayı, okuduklarımdan edindiklerimi edebiyat ortamlarında daha fazla paylaşmayı arzuluyorum. Bir de yazdıklarım, yazacaklarım var. Onları yayımlamayı da önemsiyorum. Bakalım artık…

Sevda Müjgan:

Ankara Çiğdemi’nde üstlendiğiniz önemli sorumluluk için Ankaralı Gezginler adına size teşekkür ederek söyleşiyi bitirmek isterim. Çalışmalarınızda başarılar diliyorum.

İbrahim Berksoy:

Kendimi ifade etmeme olanak sağlayan bu güzel söyleşi için teşekkür ederim.

 

Ankara Çiğdemi Kış/2026 Sayı 38 (sayfa 40-45)

Söyleşiyi aşağıdaki bağlantıdan okuyabilirsiniz:

https://drive.google.com/file/d/1_OK5OkRGOtOhRCamW4j_XFUFH78NXhj5/view

 

 

Yazı ve yayınlara ulaşmak için...