
Özel sektörün henüz gelişmediği koşullarda halkın bu temel gereksiniminin yurt sathında karşılanabilmesi “halkçılık” ve “devletçilik” ilkelerinden güç alan bir “sosyal devlet” anlayışıyla mümkün olabilirdi. Daha da önemlisi, o “atılım dönemi”nin kurmayları görevlerinin tam olarak bilincindeydi ve bu bilincin gereği olarak yılmadan, yorulmadan çalışıp kısa zamanda “planlı kalkınma”nın başarılı örneklerini verdiler.
1933-1939 yıllarını kapsayan “Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı”na göre Sümerbank’a tam donanımlı pamuklu dokuma (mensucat) fabrikaları kurma görevi verilmişti. Sümerbank’ın kurduğu fabrikalardan “ilk”i 1935 yılında açılan Kayseri Sümer Bez Fabrikası’ydı. Fabrika’nın temeli 1934’te atılmış, 15 ay sonra dönemin başbakanı İsmet İnönü ile Ekonomi Bakanı Celal Bayar tarafından hizmete açılmıştı. Bunu Ereğli, Nazilli, Gemlik, Bursa ve Malatya’daki fabrikalar izledi. Bu fabrikalarda uzun yıllar dokuma tezgâhları -çoğu zaman üç vardiya- hiç susmadı. Duyulan ses yalnızca tezgâhların ahenkli sesi değildi, o ses, Atatürk’ün 1937’de Nazilli Basma Fabrikası’nın açılışında ifade ettiği “sanayinin musikisi”ydi.
Kayseri’de neredeyse 100 yıllık dokuma sanayisi birikimindeki kan kaybı Orta Anadolu Mensucat’ın kapanmasıyla iyice görünür oldu. 1953’te kurulan ve şehrin köklü sanayi kuruluşlarından Orta Anadolu Mensucat Fabrikası’nın kapanması kentte üzüntüyle ve derin bir endişeyle karşılandı. Son yıllarda tekstil sektöründe birbiri ardına birçok fabrika kapandı. Son olarak Kayseri’den gelen bu haber de tekstil sektöründe yıllardır izlenen çarpık ekonomi politikalarına yönelik eleştirileri alevlendirdi. Ateş önce düştüğü yeri yakıyor elbette; fabrikanın kapanması bir gecede 1400 kişinin işsiz kalmasına yol açtı. Bu durumun kentte yol açtığı kaygı, endişe ve öfke; üretimden, yatırımdan, istihdamdan kopuk ekonomik politikalarına yönelik “tepki” sanıldığından da fazladır. Yerel basında çıkan haber ve yorumlar, sosyal medyadaki paylaşımlar kentin belleğinde derin izler bırakmış bir fabrikanın bir gecede kapanmasının yol açtığı tepkiyi açıkça ortaya koyuyor.
Bir zamanların “Anadolu kaplanları”nın “kale”si konumundaki kentlerde artık iyice gün yüzüne çıkan derin yoksulluk ve genç işsizlik, seçim sandığında patlamaya hazır bir “öfke”yi de beraberinde getiriyor.